Yanlış Sandığım Sessizliklerin Altındaki Diyaloglar
İlişkiler dediğimiz bu karmaşık biyolojik ve kültürel etkileşim alanında, bazen en büyük yanlışlarımız, aslında en çok büyütüp anlamlandırdığımız küçük anlardır. Birçok yıl geçiyor bu birliktelik denen o uzun soluklu projeye adanmış olarak, ben de o süreçte kendi algılarımın ne kadar önyargılı olabileceğini fark ettim. Bu, özellikle de çiftlerin birbirine en güvenilir liman olması gerektiği düşünülen o derin bağlanma aşamasında ortaya çıkan, benim kendi kendime kurduğum o ince tuzaklar bütünüdür.
Geçmişte, özellikle kriz anlarında ya da günlük rutinin ötesinde bir gerilim yaşadığımızda, benim kafamda bir "sessizlik" olarak algıladığım şey vardı. Bu sessizlik, benim için genellikle bir tür boşluk, doldurulmayı bekleyen bir kayıp ya da iletişimsizlik uğultusuydu. Karşımdaki kişinin gerçekten o an orada olmaması, beni kendi içsel dramatik senaryolarıma sürükleyen o büyük boşluktu. Ve ben, bu sessizliğin ağırlığıyla boğuluyor, sanki o an her şeylerin çözülmediği, konuşulması gereken o büyük bir düğüm varmış gibi hissediyordum.
Fakat geriye dönüp o anları, o gergin nefes alışverişlerini yeniden dinlediğimde, o sessizliğin benim yarattığım bir filtreye takıldığını görüyorum. Benim o anki deneyimim, o sessizlikti; benim için o sessizlik, olumsuz bir mesajın bastırılmış halidir. Oysa ki, durumu olduğu gibi kabul eden bir yakınıma sorduğumda, o sessizliğin aslında sadece o anki düşüncelerin sindirilme süreci olduğunu öğrendim. Oysa ben, sindirme sürecini bir direnç, bir reddediş olarak okumuşum.
Bu farkındalık, benim için tarif edilemez bir gerileme ve aynı zamanda büyük bir ilerlemedir. Çünkü bu, partnerin susmasının illa ki "benimle değilim" anlamına gelmediğini, bazen de sadece "Şu an bu karmaşık düşünce yapısını netleştiriyorum ve bunu aceleye getirmeyeceğim" mesajını taşıdığını kavramak demek. Bu, aceleci bir tepki vermek yerine, diğerine o düşünceyi olgunlaştırma alanı tanımaktır.
Yanlış Anladığım O Nefes Araları
İletişim, sürekli bir konuşma akışı değildir. Oysa biz gençlik yıllarımızın o hızlı, yüksek enerjili iletişim modellerini ilişkinin temel taşı olarak görme eğilimindeyiz. Fakat derin, olgunlaşmış bir ortaklık, bu nefes alma anlarını da kurumsal bir egzersiz gibi sahiplenmeyi gerektirir.
Benim öğrendiğim kritik nokta şu oldu: Sessizlik, çoğunlukla yanlış okunan bir dinleme eyleminin sonucudur. Bizler, konuşan tarafın sözlerini değil, kendi bilinçaltımızdaki kaygılarımızın yansımasını duyarız. Eğer o kaygı kaynağını, o suskunluğun fiziksel olarak gelip gelmediğini sorgulamak yerine, ona bir güven çemberi kurarak yaklaşsaydık; yani "Buradayım, ne zaman hazırsan dinlerim" güvenliğini verseydik, o sessizlikler tehdit değil, bir sonraki derinleşme eyleminin hazırlık aşaması olurdu.
Bu, benim gibi yapısal olarak analitik düşünen birinin, duygusal alana girerken en çok zorlandığı kısım. Veriye değil, varlığa odaklanmak gerekiyordu. Ve bu varoluşsal dinginliği, en büyük verimsizlik olarak görüp hemen çözümlemeye çalışmak, aslında en büyük potansiyelimi engellemiş. Şimdi anlıyorum ki, o uzun paragraflar, o bilinçli duruşlar, bazen de sadece birbirine rağmen orada olmanın en yüksek seviyede ifadesidir.