Sessizliğin Çığlık Attığı Anlar ve Yeniden Kurulan Köprüler
İki farklı benliğin, iki ayrı hayat hikayesinin tek bir ortak paydada buluştuğu o büyük maceraya "ortaklık" dediğimizde, bu kelimenin ağırlığını idrak etmek gerekir. Özellikle hayatın en büyük kurumu olan evlilikte bu ortaklık, bazen nefes almayı zorlaştıran o kalın battaniye gibi çöker; her şey yakın, her şey yoğun. Benim serbest çağrı merkezi yönetmenliği yaptığım bu şehirdeki koşturmanın temposu bile, evlilikteki o derin ve beklenmedik duraklardan sonra dinginlik sunabiliyorsa, gerisi zaten bu ilişkinin dinamikleriyle ilgili.
Bizler ilişkilerdeki o ince çizgide yürüyenler olarak biliyoruz ki, aşkın ilk heyecanı saf bir romantizm üzerine kuruludur. Bu güzelim, büyük bir sahnedir; her şey mükemmel akar, göz göze gelmek bile başlı başına bir şiirdir. Ancak o ilkbahar tazeliği, yerini yazın olgunluğuna, sonbaharın düşünüze ve kışın sabrına bırakır. İşte bu geçiş dönemleri, o bahsettiğiniz "gerçekler"in ortaya çıktığı yerlerdir. Ve en büyük gerçek, kusursuz bir uyumun bulunmadığıdır; vardır sadece anlaşılması gereken farklı ritimler.
Anlaşılmayan Dilin Bedeli
Birçok çift, çatışmayı çözülmemiş bir cümle olarak görür. "Bu konuyu zaten konuştuk," ya da "Neden bunu tekrar ediyorum ki?" Bu savunmacı duvarlar yükseldiğinde, asıl sorun konunun kendisi değil, onu ifade edememek oluyor. Benim danıştığım çiftlerin en çok zorlandığı nokta da burasıdır: İletişim kurmanın ötesinde, duyguyu aktarma becerisi. Bir taraf gardını alır almaz diğer taraf kendini dinlenmemiş, yanlış anlaşılmış hisseder. Bu his, en büyük savunma mekanizmamızdır ve bu mekanizma devreye girdiğinde, yüzleşme yerine kaçış başlar.
Benzer bir durumu defalarca gözlemledim: Bir tarafın sessizliği, aslında "beni duyuramadım, bu yüzden sesimi yükseltmek zorunda kaldım" demekken, diğer taraf bunu "bana karşı gelmiyor, her şey yolunda" olarak okuyor. Bu iki farklı duygusal harita, çarpıştığında ortaya çıkan sürtünme o kadar yüksektir ki, sanki iki farklı gezegende yaşıyormuş gibi hissediliyor.
Sabır Değil, Niyet Birliği Gerekiyor
Bu süreçte benim en çok vurgulamak istediğim nokta ise, sabrın pasif bir bekleyiş olmaması gerektiğidir. Sabır, yalnızca karşı tarafın değişmesini beklemek değildir; sabır, benim de kendi tepkimi yönetme cesaretimi göstermektir. Bu, öfke eşiğine gelmek yerine, o gerilimi alıp bilinçli bir nefes alma molası vermeyi seçmektir. Bu, büyük bir egzersizdir ve bu egzersizi kimin daha iyi yaptığına dair bilinçli bir karar verilmelidir.
Eğer bu ortaklık, karşılıklı olarak 'zorundayız çünkü' baskısıyla sürüyorsa, yükü taşımak zaten ağırlaşır. Ancak bu ortaklık, zorlukların da birlikte aşılacağı konusunda derin bir ortak niyet taşıyorsa, o zaman düşüşler bile yeniden ayağa kalkmanın basamakları haline gelir.
Evlilik, kusursuz bir melodi değil; bazen çatlaklarla dolu, ancak doğru ritimle tekrar uyum yakalayan bir ağıt gibidir. Ve bizler, o ağacın dallarına tutunmayı öğrenmek zorundayız. Bu yolculuk uzun, bazen de görünmez engellerle dolu; ama geldiğimiz noktaya ulaşmış olmanın ağırlığı, gelmeye değer olduğunu fısıldıyor.