İki Kalp, Bir Yolculuk

O Genç Kalbe Bir Mektup: Her Şeyin "Olmalıydı" Deme Lüksü Olmadan

Sevgili genç ben… Bu satırları yazarken bile o geçmişteki telaşın, o her şeyi hemen doğru yere koyma ısrarının gölgesi üzerimde. Şimdi burada, bu kağıda döktüğüm bu düşüncelerin arasında, sana ulaşmaya çalışıyorum. O zamanlar her şey o kadar dağınık geliyordu ki; sanki büyük bir bulmacanın son parçası kayıp ve bunu bulamamanın yarattığı gerilim, tüm o küçük ayrıntıları görmemi engelliyordu. Her şeyin bir ritmi vardı ya, biz buna hepimiz yetişmeye çalışırdık; sanki bu ilişkinin de bir zaman çizelgesi varmış gibi.

Sen, omuzlarında sadece sevgi değil, aynı zamanda bütün bir kontrol mekanizması taşıyorsun. Her duyguya, her eyleme bir fonksiyon yüklemek istiyorsun. "Bu böyle olmalıydı," "O bunu söylediğinde bu anlamı taşımalıydı," gibi kesin yargılarla çevrili bir zihinle hareket ediyorsun. Ve bu, hayatın o en değerli dersini almanın önündeki en büyük engel aslında: Her şeyin bir "olmalıydı" üzerinden kurulamayacağı gerçeği.

Hatırlarım, o büyüttüğün küçük çatlakları. Bir bakışın geç alındığını düşündüğünde, bunu ilişkinin tüm yapısına dair bir kusur olarak algılıyordun. Sanki o bakışın gecikmesi, gösterdiğimiz tüm çabaların değersizleştiği anlamına geliyordu. Oysa o gecikme, hayatın kendisi kadar beklenmedik bir dönüş alabiliyordu. Ufak bir trafik aksaklığı, üzerinde düşündüğün konunun başka bir zihninde henüz tam oturmamış olması ya da sadece o anki ruh halinin gerektirdiği o bilinçaltı duraklama olabilir. Her şeyi doğrudan ilişkinin aynasına vuruyordun ve o yansıyan görüntü, senin idealize ettiğin o mükemmel çerçeveden çok uzakta olabiliyordu.

Biz, özellikle de aşkın getirdiği yoğun duygusal yatırımın bizi ele geçirdiği anlarda, olguları birer mühendislik problemine dönüştürüyoruz. Bir sistemi kuruyor, girdiyi veriyor ve çıktının beklediğimiz gibi gelmesini istiyoruz. Ama ilişkiler bir makine değil sevgili ben; onlar yaşayan, nefes alan, bazen de tamamen öngörülemez olan iki ayrı bilinç akışının kesişimi. Ve bu kesişim noktası, aynı zamanda en büyük mucizenin doğduğu yer olabilir.

Oysa sen, her şeyi bir düzene oturtmaya çalışırken, aslında en değerli olanı kaçırma ihtimalindesin: sürprizin kendisini. O beklenmedik dönüşü, o "olmaması gereken" anlık kopuşu, bütün bir gerilim olarak algılıyorsun. Oysa bazen o rastgelelikler, ilişkinin sadece sizin kurduğunuz düzene sığmayarak, daha geniş bir alana yayılmasını sağlayan o bilinçaltı egzoz tahliyesi olabilir.

Yavaşla. Nefes al. Ve o kesinliği bırakmayı öğren ki, aldığın bu nefesle gerçekten dolu yaşayabilesin. Olaylar zincirini kusursuzca değil, insani bir kırılganlıkla deneyimlediğini kabul etmeyi öğren. Çünkü hayat, mükemmeliyetçiliğin soğuk istatistiklerinden ibaret değildir; aksine, o kusurlu ama samimi anların katmanlı derinliğinde yatıyor.